KONUŞTURANA DEĞİL "KONUŞANA" BAKIYORUZ...

Cem Dergisi

Yaylı, vurmalı, nefesli. -. Dile geliş şekilleri nasıl olursa olsun, konuşmaya başladıklarında insanoğlunun hüznüne, coşkusuna, gülüşlerine yaşam boyu eşlik ediyor onlar... Kimi zaman kelimeler yetersiz kaldığında konuşturana yürek oluyor ve binleri ona şeytan diyor.

Yaratmak insanoğlunun her zaman en büyük tutkusu olmuştur. İşte bu sebeple; tutkuyu dışa vurmak, kendi için deki güzelliği görmek kaygısıyla sanata yöneldi insan. Mağara duvarlarına resimler yaptı, yazıyı ve doğada varolan sesi, tınıyı keşfet ti. Zaman, ona her geçen gün biraz daha değişimi sundu. Tekerleğin ilk bulunuş halini çizgi film kurgularından görebiliyoruz. İlk görüntüye tebessümle bakış sebebimiz, o günden bu güne zamanın bize sunduğu gerçeklerdir. Enstrümanlardaki gelişimi takip etmekle, insanların zamanla neler yaşadıklarını, tarihlerini anlayabiliriz.

Eski Yunan tanrıça!arından Lir’i, Dedem Korkut masallarından Kopuz’u öğrendik. Onunla efsaneler anlattılar, acılarınıı, dertlerini söylediler Hazar’ın arkasından, Horasandan. Kopuz; bağlamanın atası. Ne zaman Anadolu denen büyük deryaya geldi kopuz? Rum Hristo’nun eline, Hititli ozanların, Frigyalı destancıların eline, Türkmen aşıkların diline dil kattı, yüreklerine umut. Anadolu da “saz” dendi adına, bu coğrafyaya has özellikler aldı, kutsal sayıldı. Dedelerin öpüp kucaklarına aldığı ozanların saygıyla teline vurdukları, kimilerine göre günahın söylendiği, kimilerine göreyse “Telli Kuran” diye saygı duyulan sazın geçmişi Anadoluda Alacahöyük duvar resimlerinde en az 3500 yıllık, Orta Asya dan gelen kopuz ise en az 2000 yıllık. Marifet yıllarda mı, yoksa bize sunulan tınının derinliğinde mi bilemeyiz.

Dünyanın her yerinde, insanın olduğu her noktada kendini ifade edebildiği, kendi kültürel özelliklerini taşıyan çok çeşitli enstrümanlar var. Söze gerek kalmadan tüm dünya insanını bir noktada toplayan, tek dil, tek yürek olmalarını sağlayan gizli bir güç belki de bu anlamda yaşamın tek barış elçisi. Saksafon’u ney’le batari’yi bendir’le, gitar’ı bağlama’yla birleştiren bir güç... Bu güç kimlerin elinde doğuyor, enstrümanlara hayat verenler kimler?

Onları bir maddeyken; metalken, ağaçken isim verdirten; bağlama, gitar dedirten ustalardan, enstrüman atölyelerinden bahsetmek niyetimiz. Bu nedenle yaşadığımız toprağa has, bizi temsil eden enstrümandan, “bağlama” dan yola çıkarak onun yapıldığı, yaşayan en önemli atölyeyi ziyaret ettik. Aksaray da 20 yıllık tarihi bir atölye. Bizi usta Yusuf Toraman karşıladı. Aşığa aşktan bahsederseniz, bildiği, yaşadığı tüm aşk hikayelerini anlatır size. Toraman ‘bu duvarların, yerdeki taşların dili olsa da konuşsa” der gibi bakıyor konukluğuz boyu. 1948’de Malatya’nın Arapkir ilçesinin Onar köyünde doğmuş. Köye gelen Devlet Marangozluk kursuna katılmış. İstanbul’a göç ettiklerinde bir marangoz atölyesinde çalışmaya başlamış.

Bağlama yapma aşkını ise şöyle anlatıyor; “Çocukluğumda köyümüzde dedelerin cem ve görgüde çaldıkları bağlamaları hayranlıkla dinlerdim. Bir bağlamaya sahip olmak ve onu çalabilmek için büyük bir isteğim vardı. Bu amaçla çalıştığım mobilya atölyesinde bir bağlama yapmaya çalıştım, tabi ki iyi olmadı. Bu arada gün düz mobilya atölyesinde çalışırken gece de Sultanahmet Sanat Okulunda kurslara devam ediyordum. Bağlama çalma merakı, günümüz bağlama virtüözü Arif Sağ ile tanışmama neden oldu. Tanıştığım dönemde Arif Sağ, Fındıkzade de bulunan bağlama yapım ustası Ragıp Akdeniz’in atölyesinde halk müziği dersleri veriyordu. Ders aralarında Ragıp Usta’nın bağlama yapmasını hayranlıkla izliyor, zaman zamanda kendisine yardım ediyordum.

Derken, bir gün Arif Sağ bana dönerek “Yusuf kardeşim, sen bağlama çalmayı değil de, imalatını öğrensen daha iyi olur. Çünkü bu konudaki yeteneğinin daha fazla olduğunu görüyorum” dedi. Bu anlamda beni yönlendiren oldu.

Yusuf Toraman’ın 20 yıllık hikayesi böyle. Peki bağlamanın öyküsü diyoruz ve Toramanın adımlarını izliyoruz atölyede. Atölyede ağaç kokusu ve talaşlar eşliğinde bağlama hakkında bilgileniyoruz. Günümüzde en çok kullanılan bağlamalar; Divan, Tan bura, Cura ve Bas. Bağlamanın göğüs kısmı, yani ses tablası ladin ağacından yapılıyor.

Sap kısmı mümkün olduğu kadar sert ağaçlardan yani kelebek, iyi kalite gürgen, maun veya ak gürgen. Tekne kısmıysa ardıç ağacından yapılıyor. İşin bir de cila kısmı var. Cilada çeşitli vernik, polyester, gumalak, gibi maddeler kullanılıyor. Çelik tellerin, kemik tutkalın katkılarını da unutmamak lazım. Bağlamanın kaşı gözü olan motiflerse el emeği. Bir bağ lamanın yapımı temiz bir işçilik için bir ay sürmeli, fakat beş altı günde bitirmekte olası.

Toraman bu atölyeyi ilk kurulduğu günden beri, her sabah 07-30 da kendi açıyor. Kapanışsa geç vakitlerde yine kendi elleriyle oluyor. Bunun bir çok sebebi var tabi. Burası bir atölye olmakla birlikte, dostlarının uğrak yeri, muhabbet mekanları. Kimler gelmiyor ki; Arif Sağ, Orhan Gencebay, Ali Ekber Çiçek... Talaşların arasında hem sohbet ediliyor, hem de her gelen bir el veriyor işe.

Bağlamalarını bu atölyede yaptırmış, yaptıran önemli isimleri söylerken gurur duyuyor haklı olarak. Tarihe geçen isimler var, Muhlis Akarsu, Nesimi Çimen, Nida Tüfekçi... Aynı zaman da İstanbul’un dört bir yanına, dört bir atölyeye ustalar yetiştirilmiş buradan.

Bizler tüm bunları öğrenirken bir yandan da bağlama olmaya aday teknelere, ağaç parçalarına kayıyor gözlerimiz. Değerinin güzelliğinin farkında olan nazlı gelinler gibi süzüyorlar bizi. Biliyorlar ki, her biri bir kaç vakit sonra, bir türkü severin, bir aşığın yakın dostu olacak. Bu geziyi Dertli’nin bağlama için söyledikleriyle noktalamak sanırız en doğrusu.

Ayşe ACAR


Telli sazdır bunun adı,
Ne ayet dinler ne kadı
Bunu çalan anlar kendi,
Şeytan bunun neresinde.

Abdest alsan aldın demez,
Namaz kılsan kıldın demez
Müftü gibi haram yemez.
Şeytan bunun neresinde.

Ardıç ağacından kolu,
Venedik’ten gelir teli
Be Allahın şaşkın kulu,
Şeytan bunun neresinde.

İçinde mi dışında mı,
Burgusunun başında mı
Göğsünün nakışında mı.
Şeytan bunun neresinde.

Dut ağacından teknesi,
Kirişten bağlı perdesi
Be hey insanın teresi.
Şeytan bunun neresinde.

Dertli gibi sarıksızdır,
Ayağında çarıksızdır
Boynuzu yok kuyruksuzdur.
Şeytan bunun neresinde.