BAĞLAMAYI BUGÜNLERE GETİREN USTA!..
YUSUF TORAMAN


Nefes Dergisi

Malatya’nın Arapgir ilçesine bağlı Onar köyünde doğdu Yusuf Usta. Akçadağ Öğretmen Okulu imtihanına girdi, kazanamadı
Bunun üzerine babası Yusuf Ustayı Arapgir’de bir marangozun yanına çırak verdi. Şahmettin Usta aynı zamanda Arapgir’in müezziniydi.
O yıllarda radyoda Nurettin Çamlıdağ, Nezahat Bayram’lar çalınırdı. Şahmettin Usta marangoz dükkanında radyoda türküler dinleyen Yusuf Usta en büyük özlemi saz çalmaktı. Bu sevda böyle başladı.

1963 yılında İstanbul’a kaçıp geldiğinde, Vatan Caddesi muhacir Abdurrahman Usta’nın marangoz dükkanına çırak girdi ve ilk işi Şehzadebaşı’nda 125 kuruşa bir saz almak oldu. Haftalığı 75 kuruştu.

Babası kışa İstanbul’a gelir, 3 ay çalışıp köye dönerdi. Kaçıp geldiğinde önceleri amcasında kaldı. Gelin sonrasını Yusuf Usta’dan dinleyelim:
“Babam gelince, han odasına geçtik. Vatan Caddesi’nde Bozkurt Ham. Bizim köylülerin hepsi orada kalırdı. Yatak yoktu. İkimiz bir yatakta yatardık. Yatak yıkanmaz, çamaşır yıkanmaz. Yemeğimizi filan o odada yiyoruz, böyle bir rezillik...

Bağlamayı babamdan gizli almıştım. Görmesin diye karyolanın altına saklıyorum. odada olmadığı zaman çıkarıp çalıyorum. Tabi karyola altında duran sazda tel kalır mı? Akort tutmuyor, paslı, çalmasını bilmiyorum. Beyazıt’ta Hasan Bayhan diye biri bağlama dersi veriyor ona gidiyorum filan. Bu arada marangozluğa da devam.”

Yusuf Usta sonraları bu dükkandan ayrıldı ve Ormanlar adında bir mobilyacının yanında çalışmaya başladı. Henüz askere gitmemişti. Cemil Usta’nın önerisiyle akşam sanat okuluna kayıt yaptırdı. Okulun masrafları artınca başka yerlerde çalışmak zorunda kaldı:
“Vatan Caddesinden Cihangir’e, 25 kuruş otobüs parası vermemek için saat sabahın 6’sında ev den çıkıp, 7.30’da dükkana varıyordum. Büyük para bana göre. Çünkü 25 kuruşa ben o zaman kuru fasulye, pilav, yarım ekmek yediğim, üstüne de bir şişe su içtiğim zaman mis gibi karnımı doyuruyordum.”

Sonraları Cemil Usta’dan izin alıp, atölyede bir saz yapmaya girişti. Tabii iş güç bittikten, sona erdikten sonra.
“Paydostan sonra gece yanlarına kadar uğraşı- yorum bu saz için ama bir şey de beceremiyorum. Tabi görüntü olarak basittir de...”
Sonra askere gitti, geldi ve bir marangoz dükkanına çırak girdi.

“Bu arada ekonomik durumumuz biraz düzeldi. Kardeşim de geldi, babamla kardeşim pazarcılık yapıyorlardı. Sonra ben de pazarcılığa başladım bizimkilerle. Daire aldık, kamyonet aldık, ben ehliyet alıp, kamyonetimi kullanmaya başladım. Marangoz olduğum için pratik tezgahlar yapıyordum. Hemen akşam oldu mu toplayıp arabaya koyuyorum. Sabah çabucak kuruyoruz filan. Bu arada evlendim. Derken minibüsçülüğe heveslendim. Bir minibüs aldım, Zeytinburnu-Beyazıt hattında çalışmaya başladım.”

Bu kadar değişik işlere girip çıksa da Yusuf Usta’nın gönlü hep sazdaydı. Küçücük, bir saz yapmış ve aynanın üzerine nazarlık gibi asmıştı. Bu minyatür sazla gelen sohbet, onun gönlündeki tutkuya yönelmesi için de yumuşak bir geçiş sağladı.

Bir gün Yenikapı’dan Yakomaz gazinosuna bir grup götürdüm. Aynaya asılı küçük saz. grupta kilerden birinin dikkatini çekmiş. Sonra kuliste beklerken adının Turan Engin olduğunu öğrendim. Tanıştık. Sevilen bir halk müziği sanatçısıydı. Hala çok severim. Nerelisin filan diye sordu. İşte saza meraklı olduğumu öğrenince dedi ki: “Arif Sağ, Fındıkzade’de bir sazcı dükkanında kurs veriyor. Oraya git.” Bu dükkan Ragıp Akdeniz’in. Ertesi günü işe gitmedim, minibüse atlayıp Fındıkzade’ye gittim. Sokak sokak arayıp dükkanı buldum. Bodrum katında köhne bir dükkan. Ragıp Usta’yla tanıştım ve saz kursuna kaydımı yaptırdım.

75 yılıydı sanırım. Arif Sağ akşam altıdan sonra gelip ders veriyordu bize. Arif Hocayla dost olduk. Bu arada ben öğlene kadar hatta çalışıyor, öğleden sonra minibüsü çekiyorum Ragıp Usta’nın dükkanının önüne. Bakıyorum, usta nasıl saz yapı yor. Derken ustaya yardım etmeye başladım. Marangozum ya, elim yatkın. Tabi Ragıp Usta’nın dikkatini çekti bu. Ragıp Usta’ya iş beğendirmek meseledir. Her ustayı, her sazı, her saz çalanı beğenmez. Bir gün Arif Hoca ders saatinden önce geldi. Baktı ben ustaya yardım ediyorum. Birden dedi; “Ulan Yusuf sen güzel takım kullanıyorsun. Boşver çalmayı saz yap!” Arif Sağ da çok güzel takım kullanır ha! Atölyede yapmayacağı iş yoktur. Böyle böyle Ragıp Usta’nın yanına gelmeye başladım.”
Ragıp Usta’nın yanına çırak girdiğinde evli dört yaşında bir oğlan babasıydı Yusuf Usta. Minibüsü vardı ve iyi kazanıyordu. “Bağlamanın hatırı için” çıraklığa başladığında evdekilerden bile gizlemişti bunu. Ragıp Usta’ya ortağım diyordu. Sonra gerçekten bunu başardı. Fındıkzade’deki ortaklık 76 yılına kadar sürdü.

“O yıllarda Fındıkzade Türkeşçilerin elindeydi. Ragıp Usta mecmualarını almıyor diye dükkanı kurşunladılar, sazları kurşunladılar. Ragıp Usta’ya dedim buradan ayrılmamız lazım. Sol kesimin olduğu bir yere gitmek zorundayız. Gidip Çağlayan’da bir dükkan buldu, ustayı ikna edip oraya taşındık. Bugün hala aynı binadadır Ragıp Usta.”

Aynı yıllarda Muhlis Akarsu ile “ayrılmayacak derecede bir dostluk” kurmuştu.
Akarsu Ankara’da otursa da sık sık İstanbul’a gelir görüşürler. Hatta kimi zaman Akarsu Ankara’dan. Yusuf Usta İstanbul’dan yola çıkar Bolu’da buluşup muhabbet ederler, Ragıp Usta’dan ayrılıp birlikte saz kursu ve atölye oluşturma fikrini de ilkin Muhlis Akarsu’ya açar. Yıl 1979 bu ortaklık için Arif Sağ’ın uygun olacağını söyler Akarsu. Yusuf Usta. Arif Hoca’ya gider.

“Böyle böyle dedim Arif Hoca’ya. Çıkardı. Yusuf dedi 13 bin lira param var. Al ne yaparsan yap. Ben de Ragıp Usta’dan ayrılmışım, 2 tane makinem var. Aksaray’da yer araştırdım ve bu daireyi 20 bin lira kirayla tuttum? O zaman bina bomboştu. Örümcek ağları kaplamıştı her yeri. O 13 bin lirayla lazım olan işte keser, keski, testere filan aldık. Bir de makineler koyduk. Tabi atölye için uygun değildi daire. Bazı duvarları yıkıp genişlettik. 30 lira işçi parası vermemek için sabah dörde kadar moloz taşıyordum. Bu arada saz yapmam lazım. Ölçü çıkarıcam, kalıp yapıcam, malzeme alıcam. 5-6 sene öğle yemeklerimizi Arif Hoca yapmıştır. Siz işinizi bozmayın ben yemeği yapıyorum deyip geçerdi mutfağa. Sırt sırta verip çalıştık.”

Zamanla saz yapımında iş bölümüne yönelir. Arif hocayla birlikte sazı geliştirmesi, yeni tekniklerden yararlanılması yönünde çaba harcarlar.

“Önceden bir usta, sazın zımparasını dahi kendisi yapardı. Ragıp Usta’yla. Kemal Usta’yla bu konuda çok tartışmamız olurdu. Sen Kemal Usta sın. sen sara göğüs tak. Zımparayı sokaktaki adam da yapar. Öğretirsin. iki günde zımparacı olur. Tabi bu arada hem Kemal Usta’nın. hem de Ragıp Usta’nın saza kazandırdıklarını görmezden gelemeyiz. Ragıp Usta saza estetik olarak çok şey kazandırmıştı. Kemal Eroğlu ise sazda güzel ses alma konusunda çok başarılıdır. Saza güzel kapak koymayı Kemal Usta’dan öğrendik. Ama araştırmalarımız sürdü.

Bağlamanın bugünkü şeklini alıp yaygınlaşma sı bu arayışların sonucu oldu. Yusuf Usta oldukça alçakgönüllü Arayış sürecinin bir ekip işi olduğunu, atölyede çalışmış tüm insanların emeği ve hizmetimi vurguluyor açık yüreklilikle. Ama doğrusu bir noktada iddialı ve söylemekten de çekinmiyor:
“Belki bugün bu atölyenin ayarında. hatta daha iyi saz yapan ustalar vardır. Ama bağlamanın bu günkü şekle ulaşmasında bizden daha fazla hizmet etmiş bir başka müessese olduğunu sanmıyorum.

Bağlama zaten vardı. Biz çocukken cemlerde dedeler bağlama düzeni çalıyorlardı. Biz bunu ne yaptık? Teknik olarak geliştirmeye çalıştık. Tabi bunu Arif Sağ’a borçluyuz. Sapını kısalttık, daha rahat kullanımlı bir resim çizdik. Ama bu resmi kafamızdan çizmedik. Yaptığımız işi Arif Sağ gibi bir bağlama virtüözüne beğendirmek gibi bir derdimiz de var. Beğenmez, titiz!.. “Yusuf Usta, bana öyle bir saz yapacaksın ki”. diyor, “Severken beni sevecek, kavga ederken benimle kavga edecek!”

Neden sapı kısaldı diyorlar. Karşı çıkanlar var. Ben de diyorum ki, bir bağlama ustası bana böyle böyle bir saz yap derse, böyle bir saz eksikliğini hissediyorsa hayır diyemem ve o sazı yaparım. İyi ki de yapmışım. Aradığımızı bulduk gibime geliyor.”

“13 çeşit bağlama var diyor Cafer Açın Hoca. 14.’süne ise olmaz. Neden? Bir klarneti ele alıyorsun, sol klarnet var, la klarnet var. Her enstrümanın bir ailesi var. 13 çeşit bağlama var. 14.’de neden araştırılmasın. Üstelik bugün hangi bağlamanın daha çok sevildiği ortada.”
Yusuf Usta’nın atölyesinde yılda 5 bin bağlama imal ediliyor. Üstelik bunun %80’i Avrupa’ya ihraç ediliyor. Atölyede 15 kişi çalışıyor. Tam bir işbölümü. Cilacısı. teknecisi. kapak takımı ayrı ayrı. Bölüm ayrımında standartların gözetilmesi Yusuf Usta’nın en fazla üzerinde durduğu konu!

“Ağacı tanımayan insanlar bağlama yapıyor. Bırak onu daha bu ülkede enstrümanda kullanılacak ağaç nasıl kesilir bu bilinmiyor. Bağlama kapağında kullanılan ve sadece Artvin’in Borçka ilçesinde yetişen Ladin ağaçlarını kesip yere seriyorlar. Oysa bir yere yaslatılmalı ve öylece süzülmeli o ağaç. Yere serip bıraktın mı bitirdin Sonra o güzelim ağaçları kesip keresteciye yahut da inşaatçı satıyorlar. Adam götürüp iskele yapıyor. Biz daha bunların bilincinde değiliz.”

En güzel bağlama şu ağaçtan olur diye bir kayıt koymuyor Yusuf Usta. Ama sazın nasıl yapıldığı önemli:
“Her ağaçtan güzel bağlama olur. Göğsüne taktığın tahta hariç. O Ladin olacak. Tabii ayakkabı çivisiyle eşik çakarsan. naylon burguyla saz yaparsan bu iş olmaz. Burgu nasıl olmalı araştırılmalı, kapak hangi ağaçta güzel ses verir denemeli. Hangi ağaçtan daha güzel bağlama olur derseniz, benim size cevabım şu olacaktır: Hangi ağacı güzel işlersen ondan güzel bağlama olur. Ama ben ardıç ağacının üzerine düşünüyorum. Renk olarak, desen ve uyum olarak ardıç estetiktir. Maalesef bizim ülkemizde bu ağacı odun diye satıyorlar. Torosların ardıcı, Kayseri’de odun diye satılıyor. Zaten saza da karşılar! Kayseri’ye gittim. ardıç ağacı almaya. “Ne işte kullanacaksın” dedi. Ben de bilemedim saz yapacağım dedim. “Bırak, bırak!” dedi. “Benim şeytan işine verecek ağacım yok!”

Ardıç budaklıdır. Çatlak, patlaktır ama dokusu çok güzeldir. Bir de rengi tabi. Doğal bir kırmızısı ardıcın. Serde Kızılbaşlık var ya severim.”
Yusuf Usta’nın atölyesinde imal edilen sazlar süslemeleriyle de göz alıyor. Taklitleri olsa da bu atölyeden çıkan sazlar motifleriyle ayırt ediliyor. Yusuf Usta taklitlerin farkında ama aldırmıyor.

“Motifler usta desinatörlere çizdiriliyor Bu desenler, kilimlerde, heybelerde, çoraplarda Anadolu’nun binlerce yılda yarattığı motiflerdir? Bir araya getirip saza uygun kompozisyonlar yaratıyoruz. Özellikle 83’ten sonra yapılan bağlamalarda bizim geliştirip saza uyguladığımız desenler taklit edilmiştir. Ve hala da ediliyor. Ama önemli değil, onlar bir motif taklit ederken biz başka bir motif geliştiriyoruz. istedikleri gibi çalsınlar, bizim dağarcığımız tükenmez. Arayışlarınız sürer”

Bu arayışların mali külfeti de var tabi. Yusuf Usta, her yıl bir defa Almanya’ya gider. Müzik aleti yapan ustaları bulup, çıkarır. Ne yapıyorlar. nasıl yapıyorlar, bakar öğrenir.
“Mesela Nürnberg’de bir çingene köyü var. Sadece müzik aleti yaparlar. Keman, ud, gitar köyde ki herkesin işi bu. Tabi öyle bir teknik çalışıyorlar ki... Kalktım o köye gittim. Adamlarla tanıştık filan epey yararlandık.

Sonra bu ayarlı burgu olayını bağlamaya uyarladık ve başardık. Sağ olsun Fatih Kısaparmak hemen kendisine mal etti. Ama olayın geliştirilmesi bize aittir. Münih’te Scheller firması ile yıllar önce anlaşma yaptık. Dünyaca ünlü gitarlara burgu yapan bir firma bu. Altı sene önce kalıp araştırması için 10.000 mark ödedik. İlk denemelerimiz başarılı olmadı. Ama deneye deneye sonuç aldık. Birkaç yıldır iyi oturdu.”

Her sabah 7.30’da işinin başında Yusuf Usta. Atölyeye gelip yapılan işleri kontrol ediyor. 10.00’a doğru büroya yöneliyor. Yusuf Usta’nın bağlama için yapmayacağı yok gibi. Büroya bilgisayar da almış. Gören Usta süs için koymuş der. Değil! Müşterilerinin ödemelerini, siparişleri ve diğer işlemleri bilgisayarla izliyor. Öğrenmek için kursa da gitmiş. Ardına dönüp baktığında geldiği yerden memnun. İyi ki öğretmen okulunu kazanamamışım diyor. Tabi öğretmenliği küçümsemek için değil. Yıllar önce marangoz çırağı iken kendi olanaklarıyla saz yapmaya çalışan Yusuf Usta bu gün atölyesinde yetiştirdiği hünerli ustaları. çıraklarıyla ülkenin en iyi bağlamalarına imza atıyor.